2013 yılında hangi iPhone vardı? Bir İzmirli’nin hafıza, nostalji ve şarj kavgası rehberi
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Kafamın içinde sürekli iki kişi var: biri “boş ver ya” diyen rahat tip, diğeri “o olay aslında 2013’te oldu, yanlış hatırlıyorsun” diye Google’dan bile hızlı çalışan obsesif versiyonum. Bu yazıda da o iki kişinin kavgasını izliyorsun gibi düşünebilirsin.
Çünkü mesele basit gibi görünüyor: 2013 yılında hangi iPhone vardı?
Ama insanın hafızasına dokununca iş değişiyor. Bir anda konu telefon değil, hayatın kendisi oluyor.
2013 yılına geri dönüş: Kordon’da rüzgâr, cebimde eski bir iPhone
Değerli Varanvinc okurları, bu makalemizde “2013 yılında hangi iPhone vardı” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
2013 deyince aklıma ilk gelen şey teknoloji değil, Kordon’da yürürken kulağımda kulaklık, cebimde hafif ısınan bir telefon.
O dönem elimdeki telefon büyük ihtimalle iPhone 4 ya da 4S’ti. Ama arkadaş çevresinde asıl olay yeni çıkan modellerdi. Herkesin ağzında aynı soru:
“Abi iPhone 5S mi alsak, 5C mi?”
Ben de sanki Apple hissedarıymışım gibi yorum yapıyorum:
— “5C renkliymiş ama plastik ya, biraz oyuncak gibi değil mi?”
— “5S’te parmak izi varmış kanka, James Bond’a döneriz.”
İç sesim: “Sen önce ekranı kırmadan bir ay kullan da sonra James Bond olursun.”
2013 yılında hangi iPhone vardı? Teknik gerçekler ve sosyal statü meselesi
Aslında net cevap çok basit: 2013 yılında piyasada üç ana iPhone konuşuluyordu:
iPhone 5
2012’de çıkmıştı ama 2013’te hâlâ piyasayı domine ediyordu. İnce, hafif, o dönem için “uzay teknolojisi” gibi hissediliyordu.
iPhone 5C
Renkli plastik kasasıyla “ben eğlenceliyim” diye bağıran modeldi. Ama Türkiye’de algısı biraz “indirimli iPhone” gibi olmuştu.
iPhone 5S
İşte olay burada kopuyordu. Altın rengi seçeneği, Touch ID (parmak izi okuyucu) ve o dönem için aşırı havalı işlemcisiyle “gelecek bu” dedirtiyordu.
Ama tabii biz o zaman bunu teknik olarak değil, sosyal olarak yorumluyorduk:
“Parmak izi koymuşlar… artık telefon bile seni yargılıyor.”
İzmir’de iPhone konuşmak: Kafede başlayan teknoloji felsefesi
Hatırlıyorum da Alsancak’ta bir kafede oturuyoruz. Masada 4 kişi var. Konu dönüp dolaşıp telefona geliyor. O zamanlar bugünkü gibi herkesin elinde aynı telefon yok, bu yüzden konu baya statü meselesi.
Arkadaşlardan biri 5S almış. Masaya koyduğu an sanki Rolex bırakmış gibi bir sessizlik oldu.
— “Abi bu yeni mi?”
— “Evet.”
— “Altın mı o?”
— “Evet.”
— “Sen zengin misin?”
Ben o sırada cebimdeki telefonu saklamaya çalışıyorum. Sanki eski iPhone’um suçlu.
İç sesim:
“Telefonun suçu yok kardeşim, ekonomik gerçekler var.”
2013 yılında hangi iPhone vardı? Günlük hayatın küçük krizleri
O dönem iPhone sadece telefon değildi. Hayatın ritmiydi.
Şarj travması
iPhone 5 serisiyle birlikte “şarjım %20” diye başlayan panik kültürü de gelişti.
Bir arkadaş grubu plan yapıyor:
— “Saat 7’de buluşalım.”
— “Tamam.”
— “Şarjım %18 ama idare eder.”
İdare etmezdi.
Çünkü herkes biliyordu: %18 aslında “ben yoldayken kapanacağım” demekti.
Ben mi? Ben zaten powerbank diye bir şeyi 2013’te ancak duymuş, ama görememiş bir nesildendim.
Şarj kablosu aristokrasisi
Lightning kablo yeni çıkmıştı. Eski 30 pin kabloyla yeni kablo arasında adeta sınıf farkı vardı.
Bir arkadaşım demişti:
— “Abi bu yeni kablo ters takılmıyor.”
— “Nasıl yani?”
— “Nasıl hissedersen o şekilde giriyor.”
O an kimse gülmedi. Çünkü hepimiz teknolojinin büyüsüne kapılmıştık.
Touch ID: Parmak iziyle kimlik doğrulama ama sosyal deney gibi
iPhone 5S’in en büyük olayı Touch ID idi. Ama biz onu güvenlik özelliği olarak değil, “şov malzemesi” olarak kullanıyorduk.
Arkadaş ortamı:
— “Telefonu aç.”
Parmak dokunur.
Açılır.
— “TEKRAR yap.”
Sanki sihirbazlık gösterisi izliyoruz.
Benim iç ses:
“Bu kadar etkilenmeyin, yarın sıradan olacak.”
Ama o an herkes için gelecekti.
İzmir geceleri ve iPhone’un parlayan ekranı
Gece Kordon’da yürürken herkesin elinde iPhone ekranı var. O zamanlar TikTok yok, Instagram daha sade, WhatsApp yeni yeni hayatımızın merkezine yerleşiyor.
Bir arkadaş mesaj atıyor:
— “Neredesin?”
— “Kordon.”
— “Geliyorum.”
Ve kimse “konum at” demiyor çünkü zaten herkes ya orada ya da yolda.
Telefonlar daha az dikkat dağıtıcı ama daha “özel” hissediliyor. Çünkü herkesin telefonu aynı değil.
Birinin 5S’i var, birinin 4S’i var, biri hâlâ “home tuşuna basınca titreyen” eski bir cihaz kullanıyor.
Ve kimse bunu açıkça söylemiyor ama herkes biliyor: telefon biraz da kimlik.
2013 yılında hangi iPhone vardı? Aslında hangi “biz” vardık?
Teknik olarak tekrar söyleyelim:
iPhone 5
iPhone 5C
iPhone 5S
Ama mesele bu değil.
Asıl mesele şu: O telefonlar bizim hayatımızın “ilk dijital büyüme sancılarıydı.”
Arkadaşlıklar ve ekran parlaklığı
O zamanlar fotoğraf çekiyoruz ama “çok pozlama yapmayalım” diye düşünüyoruz. Şimdi ise 200 foto çekip 1’ini seçiyoruz.
Bir arkadaşım demişti:
— “Bu telefonla hayat daha net görünüyor.”
Ben gülmüştüm. Ama sonra düşündüm: Belki de haklıydı. Sadece ekran netti, hayat değil.
İç sesle 2013: Fazla düşünen bir İzmirli olarak ben
Bazen kendimi o yıllara ışınlıyorum.
Kafede oturuyorum, elimde eski iPhone var. Wi-Fi bağlanmıyor. Safari takılıyor. YouTube videoları 360p.
İç ses:
“Buna mı heyecanlanıyorduk?”
Sonra başka bir iç ses cevap veriyor:
“Evet, çünkü beklenti daha basitti.”
Şimdi ise telefon cebimizde bir dünya taşıyor ama biz daha çok yoruluyoruz.
iPhone 5S’in altın rengi: Bir neslin ‘lüks’ algısı
Altın iPhone 5S o zamanlar ciddi bir statü sembolüydü. Şimdi bakınca biraz komik geliyor ama o günlerde durum ciddiydi.
Bir arkadaşım altın renk alınca:
— “Abi bu telefon değil, mücevher.”
Ve gerçekten de öyle hissediliyordu.
Ben ise siyah iPhone’uma bakıp:
“Ben daha underground’um.”
Ama gerçek şu: sadece bütçe farkıydı.
Günümüzden 2013’e bakınca
Şimdi düşünüyorum da 2013 yılında hangi iPhone vardı sorusu aslında bir teknoloji sorusu değil, bir zaman kapsülü sorusu.
Çünkü o yıllar:
Sosyal medyanın henüz “her şeyi tüketmediği”
Telefonun hâlâ “araç” olduğu
Bildirimlerin hayatı yönetmediği bir dönemdi
Ve biz bunu o zaman fark etmiyorduk.
Son bir yürüyüş: Kordon, eski telefonlar ve yeni düşünceler
Geçenlerde yine Kordon’da yürürken bir çocuğun elinde en yeni iPhone’u gördüm. Parlak ekran, hızlı kaydırmalar, sonsuz içerik.
Bir an durdum.
İç ses:
“2013’te biz de böyle bakıyorduk mı?”
Evet. Aynen öyle.
Sadece telefonlar değişmedi. Biz değiştik.
Ama garip olan şu: Hâlâ bir telefon çıktığında aynı heyecanı yaşıyoruz. Sadece artık bunu daha sakin gizliyoruz.
Final gibi değil de devamı olan bir düşünce
2013 yılında iPhone 5, iPhone 5C ve iPhone 5S vardı. Ama asıl mesele o telefonların ne olduğu değil, bizim onlarla kim olduğumuzdu.
Ve belki de en komik kısmı şu: O zamanlar “gelecek bu” diyorduk.
Şimdi dönüp bakınca, o gelecek zaten çoktan geçmiş.